Kanser,Akciğer Kanseri ve Sigara

10.05.2016

NORMAL  HÜCRELER:

Normal vücut hücreleri bir düzen içinde büyür, bölünerek çoğalır ve ölürler. Yaşamın erken dönemlerinde, kişi gelişmesini tamamlayana kadar, normal hücreler hızla bölünerek çoğalırlar. Gelişme tamamlanınca normal hücreler yalnız yıpranan veya ölen hücrelerin yerini almak veya travmada tamir işlemini gerçekleştirmek için bölünür ve çoğalırlar. İşlevlerini bitirince çoğalma durur ve doku eski halini almış olur.

                                    TÜMÖR ( UR ) HÜCRELERİ:

Vücudun bir organ veya dokusunda beliren bazı anormal hücrelerin kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Çoğalan bu hücreler bir araya gelir ve tümör olarak isimlendirilen bir kitle oluştururlar.

Selim tümörler genellikle yuvarlak, sınırları düzenli, kolayca hareket ettirilebilen, kapsüllü kitlelerdir. Çoğunlukla kıvamları serttir. Ancak bazı selim tümörler elastik kıvamda veya yumuşak olarak hissedilebilir. Selim tümörler çevre dokuları iterek gelişirler ve bu gelişme esnasında çevredeki dokuların içine girip istila etmezler. Uzak doku ve organlara yayılmazlar. Bu tümörler kapsülleri ile birlikte tamamen çıkarılırlarsa; yeniden aynı yerde gelişmezler, yani nüks etmezler.

Habis tümörlerin kıvamları oldukça serttir ve sınırları çok defa düzensizdir. Hızlı büyüyen oluşumlardır. Ancak her tümörün gelişme hızı farklıdır. Habis tümörlerin gerçek bir kapsülü yoktur. Habis tümörlerin başka bir özelliği de yayılmalarıdır. Bu yayılma; komşu dokuları istila etme şeklinde yerel veya uzak dokulara yayılma (metastaz) şeklinde olabilir. Habis tümör hücreleri kan damarları veya lenf yolları vasıtasıyla uzak doku ve organlara taşınarak oralarda yeni tümör kitlelerinin (metastatik tümör) gelişmesine neden olabilirler. Metastazlar; akciğer, karaciğer ve lenf bezlerinde daha sık görülür.

                                               KANSER:

            KANSER kelimesi; kötü huylu tümör anlamına gelir.

            Kanser bedende görüldüğü bölgeye, organa göre ayrılır, 100'e yakın kanser türü oldugu bilinmektedir.

            Buna karşılık kanser hücrelerinin çoğalması sürekli olduğundan, tümör kitleleri de devamlı büyürler. Kanser hücreleri çevre dokuları istila ederek buraları tahrip ederler. Ayrıca kana ve lenf sıvısına karışarak, kan ve lenf yoluyla vücudun diğer kısımlarına yayılır ve yeni tümör odaklarının oluşmasına yol açarlar. Başka doku ve organlarda oluşan bu tümör odakları “metastaz” olarak isimlendirilir. Buralarda da kanser hücreleri çoğalmaya ve tümör odakları büyümeye devam ederler.

            Kanser kaynak aldığı vücut kısmına göre isimlendirilir. Örneğin: meme kanseri, akciğer kanseri, deri kanseri, mide kanseri gibi. Değişik tipteki kanserlerin büyüme hızları, yayılma şekilleri ve farklı tedavilere verdikleri cevap da değişik olur.

 

                                    AKCİĞER KANSERİ:

            Akciğer kanseri, akciğerdokularındaki hücrelerin kontrolsüz çoğaldığı bir hastalıktır. Bu kontrolsüz çoğalma, hücrelerin çevredeki dokuları istila etmeleri veya akciğer dışındaki organlara yayılmaları ile (metastaz) sonuçlanabilir.

            Akciğer kanseri, yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıdır. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür, daha ileriki aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak oranlara yayılarak (karaciğer, kemik,beyin vb. gibi) hasara yol açarlar. Bu yayılmaya metastaz adı verilir.         

           Akciğer kanserleri 2 grup halinde sınıflandırılır:

           

            Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri

            Tüm akciğer kanserlerinin %75' ini oluşturur. Yassı epitel hücreli, büyük hücreli ve adeno kanser olarak üç gruptan oluşur.

            Küçük Hücreli Akciğer Kanseri

            Daha nadir görülen bu tür, oldukça hızlı seyirlidir ve tanı konduğu zaman çoğunlukla vücudun başka bölümlerine yayılmış olarak karşımıza çıkar.

            Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) raporuna göre akciğer kanseri tüm dünyada kanser türleri arasında, erkeklerde en sık ölüme neden olan birinci, kadınlarda ise ikinci kanser türüdür ve tüm dünyada her yıl yaklaşık 1,3 milyon ölüme neden olmaktadır.

            Akciğer kanserinin küresel insidans artış hızı yılda %0,5 iken, özellikle kadınlarda her yıl %4,1 artış söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde önceleri kanserden ölümlerin %34'ünden akciğer kanserleri sorumlu iken, günümüzde %28'inden sorumludur. Bu azalmaların nedeni gelişmiş ülkelerde sigara kullanımında belirgin azalma ve sigara içeriğinde yapılan değişikliklere bağlanmaktadır. Ancak gelişmekte olan ülkelerde sigara kullanımında azalma olmaması bilakis artması sonucunda hem erkeklerde hem de kadınlarda tüm kanser ölümleri içinde önemli yerini korumakta ve belirgin artış gözlenmektedir

            Tütün ürünleri, endüstriyel ürünler (uranyum, radyasyon, asbest), hava kirliliği, beslenme eksiklikleri kanserin oluşmasında rol alan faktörlerdendir. Son araştırmaların ışığında, akciğer kanseri riskini artıran en önemli faktör kanserojen maddelerin uzun süre boyunca solunumundan kaynaklanmaktadır. Akciğer kanserinin oluşumunda şu faktörler yer alır:

  • Tütün ürünleri (sigara v.b.) kullanımı (% 90'dan daha fazla)
  • Radon (% 10-15)
  • Asbest
  • Akciğerde skar, fibrozis
  • Kronik İntertisyel Pnömonitis
  • Halojen eterler (klorometileter)
  • İnorganik arsenik
  • Radyoizotoplar
  • Hava kirliliği
  • Ağır metaller
  • Krom
  • Nikel
  • Hardal gazı
  • Vitamin A ve E eksikliği
 

            SİGARA:

            Akciğer kanserinden ölümlerin erkeklerde %92-94'ünün, kadınlarda ise %78-80'inin sigaraya bağlı olduğu bildirilmiştir.

            Ülkelerin tükettikleri sigara miktarı ile akciğer kanseri ölüm oranı arasında doğrusal bir oran vardır. Bu durum son yıllarda tütün tüketiminin arttığı gelişmekte olan ülkelerde belirgin bir şekilde izlenmektedir.

            Pasif sigara içiciliği (sigara içilen ortamda bulunularak sigara dumanına maruz kalma) de sigara kullanmak gibi akciğer kanseri açısından risk faktörüdür.

            Kanser gelişme riski; sigara içme süresi, günde içilen sigara sayısı, erken başlama yaşı, derin çekme (inhalasyon), katran ("tar") miktarı ile artar.

             Sigara kullanımı özellikle yılda 20 paketi geçtikten sonra göreceli risk belirgin olarak artış gösterir.  Sigara dışında puro içenlerde risk 3 kat, pipo kullananlarda ise 8 kat artmaktadır. Filtreli ya da düşük katran içeren "light" sigaraları içenlerde kanser riski azalmamaktadır.

 

             Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanım miktarı ve süresi arttıkça akciğer kanseri (ve başka kanserlerin) gelişme ihtimali artmakta, bırakılması durumunda da zamanla azalmaktadır. Akciğer kanseri gelişme riski sigarayı bırakmayı takiben 10-20 yıl içinde hiç içmeyenlerin düzeyine yaklaşmaktadır.

            Meslek:

            Belirli meslek (gemi yapımı, yapı malzemeleri çıkarımı, çanak-çömlek imalatı, matbaa işleri, madencilik, vb.) çalışanlarında akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Başlıca mesleki karsinojenler arasında; Asbest, arsenik, alüminyum, bis-klorometil eter, krom, hidrokarbonlar (polisiklik aromatik hidrokarbon gibi), hardal gazı, nikel ve nikel bileşenleri, radyasyon, radon, vinil klorid, berilyum, kadmiyum ve formaldehit sayılabilir.

            Sigara dumanı kanser oluşumu sürecinde çevre kirliliği maddeleri ile etkileşmektedir. Bu durum sigara içen uranyum ve asbest işçilerinde çarpıcı bir şekilde izlenir. Öyleki; akciğer kanseri riski, sigara içen asbest işçilerinde 92 kat, sigara içmeyen asbest işçilerinde sadece 5 kat fazladır.

            Radon:

            Radon, kimyasal inert bir gaz olup uranyumun parçalanma ürünüdür. Solukla alındığında radon gazı akciğer epiteli veya diğer hücreleri ile etkileşip kansere neden olur. Toprakta doğal olarak bulunur ve iyi havalandırılmayan ev ve işyerlerinin altındaki topraktaki miktarına bağlı olarak kapalı mekandaki havadaki radon miktarı yüksek olabilir.

             Zemin kat eski binalarda yaşayanlarda sıktır, bu nedenle metro ve tünel işçileri gibi meslekî gruplarda risk taşır.

            Diğer çevresel faktörler:

            Akciğer kanseri etyolojisinde rol oynayan önemli karsinojenlerden biri de asbesttir. Gerek endüstriyel olarak gemi, izolasyon, otomativ sanayi gibi alanlarda kullanımının yanında bu minerale çevresel (tremolit içeren ak toprak ve zeolit) maruziyet de kanser gelişme riskini artırır.

            Ak toprak olarak da bilinen asbest; Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde bulunmakta olup, kırsal alanda sıva ve boya amacıyla kullanılmaktadır. Zeolit ise Kapadokya'da peri bacalarında yer alan bir mineraldir.

            Asbest, akciğer kanseri de dahil olmak üzere çeşitli akciğer hastalıklarına neden olabilir. Asbest maruziyeti ve tütün kullanımı sinerjist etki göstererek akciğer kanseri gelişme riskini artırır.  İngiltere'de, asbest akciğer kanserinde ölen erkeklerin %2-3'ünün sorumlusudur. Asbest ayrıca mezotelyoma olarak adlandırılan plevranın kanserine de neden olabilir, mezotelyoma bir akciğer kanseri değildir.

            Hava kirliliğinin kanser gelişme riskindeki önemi tartışmalıdır. Bununla birlikte yoğun çevre kirliliği akciğer kanseri mortalite istatistiklerine yansımaktadır. Nitekim kentlerde kırsal kesimde oturanlara göre akciğer kanseri gelişimi 1,3-2,3 kat daha fazladır.

            Virüsler:

            insanlarda da virüslerin akciğer kanseri için bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. İnsanlarda risk faktörü olduğu ileri sürülen virüsler arasında; İnsan papillomavirüs, JC virüs, simian virüs , BK virüs ve sitomegalovirüs sayılabilir.

           

            Skar gelişimi – Fibrozis:

            Silisyum maruziyeti ile ortaya çıkan silikozis gibi akciğer hastalıkları ve akciğer dokusundafibrozis ile seyreden hastalıklar yara izi (skar) dokusunun kanserojen etkisi nedeniyle malignite insidansını arttırır.    Sınırlı yerleşimli (lokalize) akciğer skar alanlarında ve diffüz (yaygın) akciğer fibrozisi olan hastalarda akciğer kanseri geliştiği bildirilmiştir. Skar yakınında mikroskopik olarak epitelyal dokuda aşırı büyüme (hiperplazi) saptanmıştır. Skar zemininde kanser gelişiminin patogenezi henüz tam olarak bilinmemektedir.

            Skar ve fibrozis sonucu gelişen damarlaşma eksikliği (avaskülarite) ve dokuda oksijen yetersizliği (anoksi) epitel metaplazisine yol açtığı ve karsinogenezisi hazırladığı düşünülmektedir. Skar alanlarında yüksek akciğer adenokarsinomu insidansı bildirilmiştir.

            Çalışmalarda akciğer kanserinin sarkoidozlu hastalarda 3 kat fazla geliştiği, tüberkülozlu hastalarda üst loblarda kanserin de birlikte bulunabildiği ve yaklaşık 8 kat fazla görüldüğü, bronşiolo-alveoler tip kanserlerin aileden gelme (konjenital) kistik akciğer hastalığı ile ilişkili olabileceği belirtilmektedir.

            Beslenme:

            Direkt olarak kanser oluşturma ya da kanserden korunma konusunda kanıtlanmış bir beslenme şekli bulunamamıştır.

            Bazı çalışmalarda besinle sebze alımının akciğer ve diğer kanser risklerini orta derecede düşürdüğü gösterilmiştir. Bunlari takip eden araştırmalarda retinol veya vitamin A içeren retinoidlerin öncülü (prekürsörü) olan beta karotenin akciğer kanseri riski düşüklüğü ile ilişkili olabileceği öne sürülmüştür.

            Sigara içenlerde serumbeta karoten düzeyleri, içmeyenlerden düşük bulunmuştur. Bu düşüklük, beta karotenlerin diyetle daha düşük alımına ve sigaranın absorbsiyon ve metabolizma üzerindeki etkisine bağlanmıştır. Hergün beta karoten almanın tersine akciğer kanseri görülme oranını arttığını gösteren çalışmalar da vardır. Retinoidlerin birçok çalışmada antikarsinojenik etkileri gösterilmiştir.

            Ayrıca vitamin A eksikliği solunum sistemi epitelinde, skuamöz metaplaziye neden olmaktadır. Yani normaldeki solunum sistemini döşeyen epitel hücreleri özelliklerini kaybedip yassı (skuamöz) hücrelere dönüşür. Vitamin A fakiri diyetle beslenenlerde, vitamin A zengini beslenenlere kıyasla akciğer kanser riski 4,6 kat daha fazla bulunmuştur. Vitamin C ve selenyum eksikliği, siyah çay ve kolesterol de sorumlu tutulmuştur.

            Genetik yatkınlık:

            Akciğer kanserinde kalıtsal ön yatkınlık yaratan faktörlerin varlığı ileri sürülmektedir. Birinci derece akrabalarında akciğer kanseri olan kişilerde kanser geliştirme riski 2-4 kat artmaktadır. Ancak bunun tamamen genetik faktörlere bağlı olmadığı, akrabaların aynı ortamda bulunmasının da etkisi olduğu düşünülmektedir.

            Aile öyküsünde akciğer kanseri bulunan kadınlarda risk 5-7 kat artmaktadır. Aile öyküsünde akciğer kanseri bulunmasının yanında sigara içme öyküsü de varsa risk 30 kat artmakta, aile öyküsü olmaksızın sadece sigara öyküsü varsa 15 kata kadar artmaktadır.

 

                        Fiziki bulgular:

            Erken evrede  fizik bulgu yoktur, tümör büyüdükçe lokal ve genel bulgular ortaya çıkmaktadır.

            Hastalık oldukça ileri aşamalara gelene kadar önemli şikayete yol açmayabilir. Bu sinsi karakter, akciğer kanserini bu kadar tehlikeli yapan en önemli faktördür.

           

  • Kronik öksürük veya olağan öksürük şeklinde değişiklik
  • Nefes darlığı ve nefes almada zorlanma
  • Kanlı balgam çıkarma ve kan tükürme
  • Egzersiz yapmada zorlanma
  • Göğüs ağrısı
  • Ses kısıklığı
  • Kol ve omuz ağrısı
  • Yutarken zorlanma ve takıntı hissi
  • Kemik ağrısı
  • Anemi (kansızlık)
  • Düzensiz kalp atımları
  • Lenfadenopati
  • Baş ağrısı
  • Sarılık
  • Cilt ve ciltaltı nodülleri
  • İştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı
  • Hışıltılı solunum (Wheezing)
  • Sık tekrarlayan zatürreler
  • Yutma güçlüğü
  • Yüzde dolgunluk ve kızarma
  • Göğüs kafesi içinde lenf sıvısı birikimi
  • Ateş
  • Çarpıntı ve bayılma (senkop)
  • Omuz ve kol ağrısı
  • Göz kapağında düşme, gözün içine çökmesi vb.
 

            Tanı:

            Akciğer kanserinin tanısı ve aşamasının saptanması amacıyla, akciğerröntgeni, toraks ve batınBT, Manyetik rezonans görüntüleme, kemiksintigrafisi, beyin BT uygulamalarının yanı sıra bronkoskopi ve mediastinoskopi denilen, lenf bezlerindenbiyopsi materyali alınması yöntemleri uygulanır.

            Tedavi:

            Evrelerine göre değişir:

            Erken evrelerde Cerrahi tedavi uygulanır.

            Geç evrelerde Kemoterapi ve Radyoterapi uygulanır.